BALCIOĞLU MEHMETALİ AĞA

İbrahim Baltalı yazdı
Balcıoğlu, 1900 yılının ilk yıllarından nerdeyse sonuna kadar Yunanistan’ın Rodop iline bağlı Kurcalı-Likion köyünde yaşamış; mert, astığı astık, kestiği kestik ve başkasından emir almayacak kadar başına buyruk bir insan olduğu her mecliste anlatılan bir insandı.
Abasını hiç giymez, tam aksine hep omuzlarında asılı dolaşırdı. Her gittiği yerde de tesbihini yanından ayırmaz, hani bazı şehir kabadayıları gibi nara atması olmasa da, uzaktan onu görenler saygı gösterirdi. Şöhreti etraf köylere de yayılmış ve onun adının geçtiği yerde, insanlar korkudan olsa gerek susmayı tercih ederlerdi.
Balcıoğlu’nun yaşadığı dönemde köyler arasındaki gençler birbirleriyle hep kavgalıklı idi.Kavganın sebebi ise düğünlerde davul- zurnanın eşliğinde önce sen oynayacaksın, yok önce bizim köylüler oynayacak cinstendi. Bu kavgalarda bazen ağır yaralananlar hatta bazı durumlarda ölenler de olurdu.
Ancak Kurcalıköyü gençleri bunun çaresini bulmuştu. Örneğin komşu köy Evrenköy’debir düğün olacağı zaman önce Balcıoğlu’nun abası köye gönderilir ve bir ağaca asılırdı. Abayı tanıyanlar, “Balcıoğlu da gelmiş.” diyerek gelen gençlere sataşmazlardı. Balcıoğlu, kendisi ortada bulunmasa da onun abasının mevcudiyeti yeterdi.
Balcıoğlu evlendikten sonra Mehmetali isminde bir oğlu oldu. O da babasını aratmayan cinsten bir karaktere sahipti. Küçük baş hayvancılıkla geçimini sağlardı. Koyunları baktığı ağılı köyün hemen çıkışında karaaçların altındaydı. Korkusuz bir insan olduğundan geceleri de orada kalır ve kurtların sürüye zarar vermesini önlerdi. Ona giren çoban bir daha çıkmak istemezdi. Çobanına gözü gibi bakar, kendisi ne yer içerse çobana aynı şeyleri verirdi.
Çalışkan bir insandı. Koyunları sağmak için her gün akşamüzeri köyün içindeki ağıla getirirdi. Hatta bir seferinde koyun sağıldığı esnada bakırın içine pisletince Mehmetaliaga çok sinirlenmiş ve koyunu dört bacağından tutup havaya kaldırıp yere vurmuştu. Koyunun ölüp ölmediği söylenmedi, ancak sürünün oraya buraya kaçıştığını ve bağrışmalar olduğunu anlatanlar olmuştu.
Mehmetali ağa, aynı zamanda hayvan ticaretiyle uğraşıyor kısacası cambazlık yapıyordu. Onu bu özelliğinden dolayı etraf köylerde neredeyse her kes tanıyordu. Keyfine düşkün, yedirmesini içirmesini çok seven bir karaktere sahipti. Sık sık arkadaşlarıyla köy kahvesinde buluşurlar yerler, içerler ve bazen de Şapçı kasabasından davul zurnaları getirtirlerdi. Yiyip içtikleri yer 5-6 masa alacak büyüklüğünde eski bir Anadolu Rummacırınınişlettği yerdi. Kışın odun sobası yandığında borular tavana yakın dirseğe kadar kıpkırmızı olurdu.
İşte gene böyle bir günde Mehmetali Ağa arkadaşlarıyla beraber çok keyifli anlar sürerken birden davul zurna ekibi o mekana girer ve başlarlar çalmaya.
Mehmetali Ağa davul zurna sesini duyar da yerinde durur mu? Arkadaşlarıyla oynamaya kalktığında yer dar olduğundan yanan sobayı mekandan dışarı atarak geniş bir alan açarlar. İşte böyle pratik zekaya sahip bir insanı Mehmetali Ağa.
Bir gün köyün bakkalı Karapaskal Telamu’ya gittiğimde “hoş geldin amcamın oğlu” dedi. Bir anlam çıkaramadım. Bunu bir iki defa tekrarlayınca sebebini sordum. Telamu bana şu çarpıcı vakayı anlattı:
“Rahmetli Mehmetali Ağa, benim babam olan Karapaskal Tanaş’ın hayatını kurtardı. Köyü birgün Yunan İç Savaşı esnasında andartlar (Gerillalar) basmış, değirmeni yakmışlar ve köydeki zengin insanları soruşturmaya başlamışlar. Babam Mehmetali Ağa’yı aramış ve yardım istemiş. Mehmetali Ağa, hayvan arabasını koşmuş, sandığın içine kuru mısır saplarını doldurmuş ve altına da babamı saklamış. Evrenköy üzerindeki Piren bölgesine kaçırmışve böylece hayatını kurtarmış. Bu yüzden ona minnettarız.”
Karapaskal Tanaş’ı köy çocukları olarak bizler de yetiştik. Kendisi çalıştırdığı bakkal dükkanını arkasında kalırdı. Bir diğer oğlu Panayot trafik kazası sonucunda yanarak can vermişti. Son yıllarda artık biraz da bunamaya başlayınca köy çocukları onunla dalga geçer olmuştu. O yıllarda badem satıpyerine helva alınıyordu. Bademleri getiren gençlere Tanaş, “Dök arka tarafa”, der, ancak bunun kontrolünü yapmaz, hemen ödemeyi yapardı. Köyün bazı uyanık çocukları ise sattıkları bademleri arka kapıdan dolaştırarak tekrar Tanaş’a satarlardı. Ancak bu çabuk anlaşılınca Tanaş çok kısa sürede badem alımını durdurmuştu.
Tanaş rahatına ve keyfine düşkün bir insandı. Hemen bakkal dükkanının önünden akan dereye yarım drahmi atar ve çocuklar da bu parayı alabilmek için suya balıklama atlarlardı. O anlarda Tanaş için büyük bir keyifti.
Tanaş, bir gün Şapçı kasabasına giderek kendisine yeni bir ayakkabı satın alır. Ancak ayakkabı ayağını sıkar. Tanaş, bir bıçak yardımıyla bizlerin gözü önünde ayakkabıya bir yarık açarak genişletir. Biz, ayağında doğru dürüst ayakkabı olmayan çocuklar bu olayı hayretler içerisinde izlediğimizi bugünkü gibi hatırlarım.
Mehmetali Ağa, 1974 Kıbrıs olaylarından sonra malını mülkünü satarak Türkiye’ye yerleşti. Yerleşmesine yerleşti, ancak doğduğu köyden hiçbir zaman için kopamadı. Son yıllarda hastalandığında, ilaçlarını buradan gönderdiklerinde, “bana Yunanistan’daki ilaçlardan gönderin, buradakiler fayda etmiyor” diye torunlarına dert yandığı anlatılıyordu. Bunun çaresi ise Yunanistan’dan gönderilen ilaç kutularının içine Türkiye’n alınan ilaçları koymaktı. İşte o zaman bu ilaçlar onun için çok faydalı oluyordu.
İşte bu farklı karaktere sahip Mehmetali Ağa benim anne tarafından dedemdi.

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir